Büyü; Yaşadığımız süre boyunca bir çok duygu tecrübe ederiz ve tecrübe ettiğimiz tüm bu duygular bizim insan oluşumuzdaki en büyük yapı taşıdır; sözün kısası insanı insan yapan duygularının toplamıdır. Bizler bu duyguların her daim olumlu olmasını ister ve sevdiklerimizle mutlu bir ömür geçirmenin hayalini kurarız. Ancak huzurumuzu bozacak, yuvamıza ortak koşacak, aşımıza dadanacak bir bela hayatımızın her köşesinde var olacaktır. Bu habis olaylardan vaya kişilerden mümkün olduğunca kendimizi uzak tutmaya onlardan korunmaya çalışırız. Fakat bazen çaremizin tükendiği, sözümüzün yetişmediğini ve her şeyin daha da kötüye gitmeye başladığını fark ederiz işte bu noktada başvuracağımız yöntemlerden birisi de büyüye olan inancımızdır.

Bağlama Büyüsü

Her hangi bir nesneye düğüm atmak suretiyle, bir kilidi kilitleyerek ve bir bıçağı kapatarak, birilerini veya kötülükleri bağlamak adına yapılan eylemler bağlama büyüsü olarak adlandırılır.
Bu büyünün çıkış noktası insanın yaşantısındaki günlük pratik tecrübelerine dayanır. Birtakım kötü kuvvetleri ve cinleri bağlamak, onları zararsız veya etkisiz hale getirmek, iplere düğümler atmak suretiyle mümkündür. Bu nedenle her çeşit düğüm büyü malzemesi olarak kullanılabilir.

Bağlama büyüsü; bir insanın ağzını, dilini ve uykusunu bağlamak için, cinsel gücünü yok etmek, ailesine yada sevgilisine bağlılığını yitirmiş; sevdiği kişiye karşı sorumluluklarını bir takım dış etmenler nedeniyle yerine getiremez olmuş eşlerin yeniden size ve sorumluluklarına dönmesini için de yapılır. Ayrıca bu büyü birbirini seven kişilerin kavuşmalarını önlemek veya daha ziyade evlilik sonrasında damat ve gelinin gerdek gecesinde birlikteliklerini engel olmak için de sık sık yapılmaktadır.

Bağlama büyüsü bir temsil büyüdür. Yani bu demektir ki, bu büyüyü yapabilmek için büyünün yapılacağı kişiye ait saç telleri veya onu temsil eden bir parça gereklidir. Bu aşamadan sonra gerekli adımların uygulanabilmesi için ise işinin ehli bir büyücüden yardım alınmalıdır.

Büyü Çeşitleri

Büyü derin bir ilimdir.  Temelinde yatan düşünceye, hizmet ettiği amaca  ve büyüsel yöntemine göre çeşitli kategorilere ayrılmaktadır.

Taklit Büyüsü

Bu büyü türü bir şeyin taklidini yapmak suretiyle, taklidi yapılan esas varlığı etkileme yada taklit sayesinde istenilen sonucu elde etmek için yapılır. Analoji olarak da adlandırılır. Büyü iliminde bir şeyin benzeri ve taklidi arasında herhangi bir fark yoktur. Hem iyi hem de kötü amaçlara hizmet edebilir. Hoşunuza gitmeyen, korkulan, zarar göreceğinizi düşündüğünüz bir şeyden yada kimseden korunmak onu zarar veremeyecek hale getirmek için yapılır. Bu işlemin gerçekleştirilebilmesi için iyiliği veya kötülüğü istenilen kişinin resmi, saçı, kirpiği, kaşı yada ağaçtan, bal mumundan veya kilden yapılmış figürler gerekir.

Temas Büyüsü

Temas büyüsünün temelinde adından da anlaşılacağı üzere büyü yapılmak isteninlen kişinin sürekli temas halinde bulunduğu şeylerden yararlanılarak gerçekleştirilir. En fazla başvurulan yöntemlerden birisidir. Temas büyüsünde, kişinin kıyafetleri, günlük yaşamında kullandığı bir takım eşyalar büyü malzemesi olarak kullanılabilir.
Gerek taklit, gerekse temas büyüleri pratikte genellikle birbirlerine bağlı oldukları için, bazen karışabilmektedir. Temas büyüsü taklit prensibini uyguladığı gibi, taklit büyüsü de temas prensibini kullanmaktadır. Mesela bir insanda var olduğu düşünülen gizli bir güç, o insanın nefesinde, tükürüğünde ve kanında da bulunabilmektedir. Bunlardan birisiyle yapılacak büyünün sahibini de etkileyeceğine inanılır.

Ak Büyü (pozitif büyü)

Genel olarak kişilerin ve toplumun iyiliği göz önünde bulundurularak yapılan büyülere ak büyü denilmektedir. Halk hekimliğinde hastalıklardan korunmaya yönelik işlemler ak büyü grubunda değerlendirilmektedir. Yapılan tıbbi müdahalenin ve kullanılan ilaçların bir faydası olmazsa, ak büyüye baş vurulmaktadır.

Ak büyü, hastalık, yaralanma ve ölüm gibi kişisel felaketlerle, sel, kuraklık gibi doğal felaketleri önlemeye, evi-barkı, malı-mülkü, hayvanları, korumasız çocukları, lohusaları, kötü ve dış etkilerden korumaya yönelik de yapılmaktadır.

Ak büyü genellikle dinden ve dinin kutsal bildiği şeylerden faydalanılarak yapılmaktadır. Çoğunlukla din alanında ve din adamları ile işbirliği yaparak uygulanmaktadır. Tıbbi olarak çaresiz olduğu sanılan hastalıklar ve hastalar üzerine ayet ve dualar okunarak yapılmaktadır. Hastada titreme görülürse, hastalığın bir cin çarpması sonucu oldugu kanaatine varılmakta ve büyü çözülmeye çalışılmaktadır. Bu büyü, faydalı ve gözle görülebilen kuvvetleri kendi alanına çekmeye gayret etmektedir.

Kara büyü (negatif büyü)

Ak büyünün aksine birisine kasten kötülük yapmak ve zarar vermek amacıyla yapılan büyülerdir. İnsanların hayatına, mevkilerine, kazanç ve kazanç kaynaklarına zarar vermek amacıyla yapıldığı gibi; sevgilileri, evlileri birbirinden soğutmak ve ayırmak, cinsel işlevi, konuşma yeteneğini ve uykuyu bağlamak, düşman bildiklerini hasta etmek ve sakat bırakmak gibi durumlar için de kara büyüye başvurulur.

Kara büyücüler hedeflerine ulaşmak için her yolu meşru görürler. İstediklerini elde etmek için de çesitli tabiat üstü gizli kuvvetlere baş vurmaktadırlar. Bu tabiat üstü kuvvetlerin başında cinler, şeytanlar ve kötü ruhlar gelmektedir.

İsim ve Sayılar

İnsanların kişilik özelliklerini yansıtan hususlardan birisi de isimlerdir. Bu nedenle yeni doğan çocuklara gelişi güzel bir isim verilmeyip, genellikle hayatı boyunca kişinin karakteri, geleceği ve başarısı üzerinde etkisi olacak isimler vermek adet olmuştur. İsim bir bakıma kişinin toplumdaki yerini ve varlığını da ifade etmektedir. Mesela Gürbüz ismi verilirken, bu ismin psikolojik temelinde isim verilen çocuğun güçlü kuvvetli ve sağlam bir yapıya sahip olacağı inancı yatmaktadır. Bu örnekleri; Demir, Kaya, Tayfun v.b. gibi isimlerle arttırmak mümkündür. İsimler insanların bir parçasını olusturduğuna göre, isimler üzerine yapılacak ak veya kara büyünün, “parçanın başına gelen bütünün de başına gelir” ilkesince, ismin sahibine yapılacak büyünün, tesir etmesi düşüncesi etkili olmaktadır. Bu nedenle büyücülükte isimler büyük bir rol oynamaktadır.

İslam ülkeleri ve ülkemizde yapılan büyücülükte, Allah’ın 99 ismi, peygamber, melek, cin ve şeytan isimleri de kullanılmaktadır. Halk inanışlarında Allah’ın isimlerinin büyüsel bir kudrete sahip olduğuna inanılmaktadır. Bu maksatla, Arap alfabesindeki bir kısım harfleri de kullanarak, karelere ayrılmış bir dikdörtgen çizip, “Ya Allah, Ya Hakim, Ya Adl, Ya Settar, Ya Kayyum esması 278 veya 518 defa okunursa ya da bir yere yazılıp üzerinde taşınırsa, yüce Allah tarafından o kisinin her türlü tehlikeden korunacağına, her dileğinin de yerine getirileceğine inanılmaktadır. Hatta bir elbise üzerine çizerek üzerinde taşıyan kişinin hiçbir işinin geriye çevrilmeyeceği düşünülmektedir.

Büyücülükte “cedvel” adı verilen, büyüsel geometrik şekillerden oluşan ve dört köşeli, çok köşeli bazen da yuvarlak simgeler kullanılmaktadır. Karelere bölünen bu şekillerin içlerine büyüsel güç ve özellik taşıdığı kabul edilen isimler ve işaretler yazılmaktadır. Bu cedvellerin içine Allah’ın isimleri, haftanın yedi günü, melek ve cin isimleri ve gezegen isimleri yazılarak bir takım etkiler elde edilmeye çalışılmaktadır. Halk arasında cedvellerle büyü yaptırma anlayışı yaygın bir şekilde benimsenmektedir. Bu durum büyüyü, halkın nazarında etkili bir araç konumuna yükseltmektedir.

Büyüde sayıların rolü de çok büyüktür. Hemen her büyüsel inancın içerisinde değişik değerde sayılar vardır. Mesela, üç kere tükürmek, dört yol ağzına bir şeyler gömmek, yedi evden iplik toplamak, kırk gün yıkamak, kırk bir kere maşallah demek gibi ifadeler, sayıların büyüsel yönünü ortaya koymaktadır. Halk inançlarında genelde 3, 7, 9, 40, 41 rakamlarında mistik bir yön ve büyüsel bir güç olduğu savunulmaktadır. Bu sayılardan 3 ve 7 yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Cinler

Cin kelimesi; örtmek, gizlemek, kapatmak ve saklamak anlamına gelen “cenne” kökünden türemekte ve görülmeyen varlıklara bu isim verilmektedir. “Cân” kelimesi de cin ve şeytan anlamında kullanılmaktadır. Cahiliye döneminde yasayan Arapların meleklere de cin dediği bilinmektedir. Aynı zamanda cinin; Latince “Genius” kelimesinden elde edildiği ifade edilmektedir. Cinlerin tek ferdine “cinnî” denilmektedir. “Cân” kelimesi de cin ile eş anlamlı olup, Gûl ve ifrit, cinlerin çeşitli şekilleri olarak kabul edilmektedir. Cinler; bedenleri dumansız ateş, hava, rayiha gibi maddelerden oluşmuş, akıl ve irade sahibi görünmez varlıklardır. Bu özelliklerinden dolayı da duyu organlarımızla algılanamazlar. Hayırlılarının ve şerlilerinin bulunması açısından da insanlarla benzerliği bulunmaktadır. Bu yüzden insanlar gibi inananları ve inkâr edenlerinin bulunduğu zikredilmektedir.

Kısmet açma

Evlilik çağına geldiği halde bir türlü evlenme imkanı bulamayan kızlara halk arasında kısmeti kapalı gözüyle bakılmaktadır. Bu nedenle, kısmetinin açılmasını çabuklaştırmak için de birtakım uygulamalar yapmak gerekmektedir. Bu uygulamalar kızın kendisi tarafından yapıldığı gibi, yakınları tarafından da yapılmaktadır.

Kısmeti kapalı ve evlenecek çağı geçmiş bir kızın kısmeti açılmak istendiğinde, büyücü tarafından; önce bir kağıt üzerine göz resmi çizilir. Gözün üstüne ve altına Arapça Allah lafzı yazılır. Gözün sağına ve soluna mim harfi de eklenerek, kağıt muska haline getirilerek yedi kat muşambaya sarılır. Yedi defa “ya-sîn” sûresi okunur, evlilik çağı gelmiş delikanlıların bulunduğu yere doğru üflenir. Sonra da kız bu muskayı koltuğunun altında taşır. Yedi sabah çeşmeye giderek üçer yudum su içer. “Ya Allah bu su gibi kısmetim açılıp aksın” der. Arada bir de evlenmek istediği gence görünür. Ancak onun yüzüne bakmaz. Bu şekilde kırk defa yapan kızın kısmetinin açılacağına inanılmaktadır. Bu muskayı kızın kendisinin yaptırması gerekmektedir. Eğer araya üçüncü bir şahıs daha girerse, muskanın uğurunun bozulacağı düşünülmektedir. Aynı zamanda bu uygulamalar Anadolu’nun pek çok yöresinde de yaygın bir şekilde yapılmaktadır.

Güveyi Bağlamak

Bağlama işlemi daha ziyade evlilik esnasında genç gelinle, gerdek gecesinde damadın birleşmelerini ve cinsel isteksizlik duymalarını sağlamak için yapılmaktadır. Bağlama büyüsü bazen geline, bazen damada ve bazen de her ikisine birlikte yapılmaktadır. Bir kısım bağlama örneklerinde, damadın kestiği tırnak bağlamak niyetiyle bir yere gömüldüğünde, damadın cinsel isteksizlik duyacağına inanılmaktadır. Bu uygulama taklit büyüsüne bir örnektir. Gelinin ilk adet kanının bulaştığı herhangi bir şey alınıp gün doğumunda kırk parmak derinliğinde toprağa gömülürse, evlendiğinde bağlı kalacağı kabul edilmektedir. Ayrıca kurt kanı ile sigara kağıdına özel tılsımlar yapılarak, damadın kapısının eşiğine tılsımı yapan kisi gömer ve arkasına bakmadan oradan uzaklaşırsa, damat dört ayın hilali oluncaya kadar esi ile birleşemeyeceği kabul edilmektedir. Yapılan bu tılsım bir ekmeğin üzerine çizilir ve ekmek nikah sırasında damadın evinin köpeğine yedirilirse, damadın bağlı kalacağı düşünülmektedir. Yapılan büyülerde düğüm atmak da önemli bir yere sahiptir.

Özellikle kara büyüyü uygulayanların en çok başvurduğu yöntem, herhangi bir şeyi düğümleyerek amaçlarını gerçekleştirmektir. Özellikle nikah ve gerdek gecesi bağlanması düşünülen damadın ismini anarak, herhangi bir ipi düğümlemek, nikahın kıyıldığı anda bir kilidi kilitlemek, açık bir makası kapamak gibi uygulamalarla cinsel yakınlaşmanın gerçekleşmeyeceği kabul edilmektedir.

Kısırlığı gidermek

Türklerde soyun devam etmesi için çocuğun varlığı, özellikle erkek çocuğa sahip olmak çok önemsenmektedir. Bunun için de soyunda kısırlık görülmeyen ailelerin kızlarıyla evlenilerek, ileride soyunun devam etmesi sağlanmış olmaktadır. Buna rağmen evlendiği kadın gebe kalamıyorsa, bu durumda pek çok çareye başvurulmaktadır. Evlendiği halde birkaç yıl çocuğu olmayan bir kadının kısa sürede gebe kalmasını sağlamak için“ Bir kırlangıç avlandıktan sonra sol kanadı bütün olarak kesilip alınmakta, üç gün ay ışığında bırakılarak, kısır kadının da adı söylenip, kuşun kanadı bir ocağın çevresinde yedi kez döndürülmektedir. Bu sırada kırk defa “ya Kâdir” cümlesi okunarak ocağa üfürülmektedir. Kuş kanadı üzerine kadının ismi yazılarak bir muşambaya sarılmakta ve bir ipek iplikle bağlanıp bir kıyıya bırakılmaktadır.”

Büyücü gebe kalamayan kadının boğazına “Yasin” sûresini okuyup üfleyerek, yedi sabah, ezandan önce aynı şekilde okunma işlemi yapıldıktan sonra muşambaya sarılı kus kanadını kadının yattığı odanın saçağına saklamaktadır. Büyücü, kadına yedi günden sonra kendisinin hazırladığı ve okunmuş diye tabir ettiği şerbeti içirmektedir. Kadının göbeğinin biraz altına “Fetih” sûresini yazdıktan sonra, ılık su ile silmektedir.Üç kez “Zilzal” sûresini okuyup, yazının silindiği yere üflemektedir. Kadın evine dönüp yıkanarak, iki rekat namaz kıldıktan sonra tövbe edince, kısırlığının gideceğine inanılmaktadır.

Bu büyü kadının aybaşı olusundan dört ya da altı gün sonra yapılarak, aybaşı dönemlerinde kırk gün sürdürülmektedir. Bunu yalnız kadınla büyücü bilmelidir.Üçüncü bir kisinin duymasıyla büyünün etkisinin ortadan kalkacağına inanılmaktadır.”180 Bu ve bunun gibi uygulamalarda, sûre ve ayetlerin mahrem biri tarafından göbeğin altına yazılarak, tekrar silinmesi işleminin hoş karşılanması düşünülemez. Su halde büyü, acizlik ve güçsüzlükten doğmaktadır. insan isteğine ulaşamayınca, istediğini elde edebilmek için büyüye başvurmaktadır. Bu sayede olayları kendi gönlünce oluşturmanın yöntemi ve özlemini duymaktadır.

ANADOLU’DA YAZILAN İLK BÜYÜ METİNLERİ

İnsanlık tarihi kadar köklü bir geçmişe dayanan büyü, mağara yaşamından bu yana kullanılan, hemen hemen her dönemde ve her toplum tarafından kullanılmış, günümüzde de yaygın olarak kullanılmaya devam eden bir uğraşıdır.  Toplumsal bir olgu haline gelen büyü, günümüz tabiriyle keramet sahibi kişiler tarafından(büyücü, kahin, medyum vb.) yapılmaktadır. Büyü genel anlamıyla, “insana ve içerisinde yer aldığı doğaya ilişkin olayları, maddi dünyanın ötesinde, dış güçlerin yardımıyla etkileme, değiştirme ve yönlendirme işlemlerinin yapıldığı törensel eylemler” olarak tanımlanmaktadır. Modern öncesi toplumlarda sıklıkla karşılaşılan bu eylemler, bazen toplu grupların isteğiyle bazen de salt birey tarafından istenilmesi sonucu gerçekleşmektedir. Grupların isteğiyle gerçekleştirilen büyü ritüelleri genelde tarım ve hayvancılıkla uğraşan toplumlarda, hayvanların doğurganlığını arttırmak, tarım alanlarında yaşanan kıtlığı, hasat gecikmesini gidermek ve yağmurun yağmasını istemeye yönelik kitlesel yapılan büyü ritüelleridir. Mağarada yaşayan ilkel insanların duvarlara çizmiş oldukları hayvan resimleri bugün bazı araştırmacılar tarafından büyü ritüeli ile ilişkilendirilmektedir. Duvarlara bu resimleri çizen insanlar genelde av sahnelerinde, bir hayvanın etrafını çevrelemiş insanlar olarak tasvir edilmişlerdir. Böylece duvara çizmiş oldukları bu resimleri gerçek hayatta da gerçekleşecek bir arzu olarak nitelendirilmektedir. Diğer yandan bu hayvanlara karşı resimlerde kurulan üstünlüğün gerçek hayatta da kurulması isteği bu resimlerin çizilme amaçları arasında sıralanabilir. Modern toplumda bu resimler ilk sanatsal çalışma olarak kabul edilmektedir. Büyü, insanın dış dünyaya olan fiziksel etkilerinin yetersiz kaldığı ortaya çıkmış bir olgu olarak da algılanmaktadır.

Yazımızın genel bütününü kapsayacak olan Hitit Devleti döneminde tabletlere yazılmış olan büyü metinleri günümüze kadar ulaşan en eski büyü metinlerindendir. En eski örnekler Asur Ticaret Kolonileri döneminden kalan metinlerdir. Ortaya çıkarılan Hitit tabletleri arasında sayıları her geçen gün artan büyü metinleri bulunmaktadır. Bu tabletlerden de anlaşılacağı üzere bugün insanının problemleri Hitit devri insanının da genel problemlerini oluşturmaktadır. Başa çıkılamayan maddi ve manevi dünya sorunları, baş edilemeyen hastalıklar, dönemin hekimleri tarafından çare bulunmayan tıbbi problemlere çare bulmak maksadıyla var olan problemler büyü yoluyla çözmeye çalışmışlardır. Bu maksatla yapılan büyülerin bazıları kayıt altına alınmış, büyüyü yapan medyumun, büyü yapılan hastanın ve büyüde kullanılan malzemelerin bilgilerini ayrıntılı bir biçimde kayda almışlardır. Bazı kanunlarda ve tarihi kayıtlardan edinilen bilgiler ışığında Hititlerde kara büyü yaygınlıkla kullanılmış olup, kanunlar tarafından bu tür büyülerden korkulduğu ve şiddetle yasaklandığı bilinmektedir. Hitit büyüleri bir uzmanın(medyum, büyücü vb.)önderliğinde söz veya eylemlerle gerçekleştirilmektedir. Yukarıda da bahsettiğimiz büyük grupların isteğiyle gerçekleştirilen büyü ritüeline örnek olarak, ordunun almış olduğu yenilgiler, toplumsal kıyıma sebep olan salgın hastalıklar, tarım alanlarında yaşanan kıtlıkları gidermek amacıyla grupça yapılan büyü ritüelleri arasındadır. Bu ritüeller gerçekleştirilirken yapılan büyünün amacına yönelik malzemelerde değişiklikler gözlemlenmektedir. Uzman medyumlar veya büyücüler tarafından gerçekleştirilen bu büyü ritüellerinde tanrılara yönelik yapılan büyülerde kullanılan malzemeler genelde büyük veya küçükbaş adaklar olmuştur. Tanrının toplumu lanetlediği düşüncesi, hayvanlardan yayıldığına inanılan salgın hastalıklarda bu toplumsal çöküşün dinamiğini oluşturan kirlilik hayvanlara yüklenmiş ve onlarca hayvan kurban edilmiştir. Kullanılan her türlü malzeme ve sihirli sözlerle birlikte mistik bir hava oluşturarak doğa güçlerine müdahale amaçlanmaktadır.

Hititler’de yapılan büyüleme işlemi, diğer anlamda insanlara zarar verme işlemleri genelde kil veya hamurdan yapılan figürler, kimi zaman da yine kilden veya hamurdan yapılarak yüksek ısıda pişirilmeyle elde edilen dil heykelcikleri ile gerçekleştirilirdi. Dedikodu, dil bağlama, beddua, kötü dilekler, lanetlemeler gibi türlü kara büyü benzeri işlemler zaman zaman “kötü dil” ifadesiyle anlatılmış, kilden ve hamurdan yapılan dil heykelcikleri ile somutlaştırılmıştır.

Hititlere ait büyü ile ilgili en eski belge I. Hattuşi’li dönemine aittir. Bu belgelerde kral, yaşlı büyücü veya medyum kadınların kraliçe olan yakın ilişkilerine müdahale etmektedir. I. Hattuşi’den sonraki dönemlerde büyü uygulamaları biraz fazla artmış olmalı ki Telipinu zamanında kayıtlara geçen yasalar gereğince her türlü kötü büyünün suç olduğu, bunlara başvuranların kötü şekilde cezalandırılacağı bildirilmektedir. Ancak burada geçen ifadelerden de anlaşılacağı üzere büyü tamamıyla değil, kötü niyetle yapılan büyülerin yasaklandığı belirtilmiştir. Hitit toplumunda gündelik hayatın içine yer etmiş olan büyü ritüellerinden yalnızca kötü niyetle yapılan kara büyülerin yasaklanmış olması dikkat çekicidir. Bu bağlamda varılan sonuç, büyünün toplum için oldukça önemli olduğunu göstermektedir.

Hititlerde karşılaşılan bir diğer büyü uygulaması da ülkenin kralı olabilmek için dönemin ünlü, uzman medyumlarına ve büyücülerine yaptırılan büyülerdir. Kraliçeler tarafından sıkça yaptırılan bu büyüler genellikle kara büyü olarak nitelendirilen büyülerdir. Büyü metinleri gösteriyor ki büyü Hitit yönetici sınıfları için hem kötü giden gidişatı ortadan kaldırmak adına yapılan olumlu bir dini uygulama ve hem de tahta geçmek için kraliyet ailesinden birini öldürmek için yapılan tehdit edici bir unsurdur.

Yukarıda verilen örneklerden de anlaşılacağı gibi Hitit devri büyü metinlerinden hareketle büyü, canlıların fiziksel veya ruhsal yapılarında değişiklik yapılmak istendiği zaman başvurulan bir yöntem olarak genellemek mümkündür. Bireyin yararına ve isteğine yönelik harekete geçiren büyü mekanizması Hitit örneğinde olduğu gibi tarih boyunca kullanılmış ve bugün hala günümüzde de kullanılmaya devam etmektedir. Günümüzden binlerce yıl önce uygulanan bu büyü çeşitleri ufak tefek değişikliklerle günümüze kadar gelmiştir. O dönemde yapılan büyüler metinlerden de anlaşılacağı gibi “ak büyü” ve “kara büyü” olarak sınıflandırılmaktadır. Bahsi geçen büyülerin ak büyü ya da kara büyü olarak nitelendirilmesindeki kilit nokta ise niyet’tir.

Ak büyü: Büyü yoluyla yapılmak ve ulaşılmak istenilen nokta bireyin yararınaysa bu büyü türüne büyü denilmektedir. Büyü yapılan veya yaptıran kişinin büyüyü yapma niyeti burada önemli bir faktördür.

Kara büyü: Büyü yoluyla ulaşılmak istenen nokta kötü niyetli, bireye zarar verecek tutum ve sonuçlar içeriyorsa bu büyü türü kara büyü olarak adlandırılmaktadır. Yukarıda örneklendirdiğimiz, kraliyet içerisinde yaşanan taht mücadeleleri sonucunda tahta geçmek isteyen kişi tarafından öldürülen kral kara büyüye maruz kalmıştır.

Hititlerde karşılaşılan büyü ritüelleri genellikle kara büyüyü çözmek, etkisini yok etmek için yapılmaktadır. Günümüzde de sıklıkla karşılaşmış olduğumuz bu durumda birey için pek de iyi niyetlerle yapılmamış bu büyülere karşı, kara büyünün etkisini bozmak için yapılan adı geçen bahsi geçen büyü ritüelleri sanıldığının aksine ak büyü değil, bir karşı büyü, kırma büyüsü ya da çözme büyüsüdür. Bu büyüyle ulaşılmak istenen sonuç, kara büyünün etkisini yok etmek ve kara büyünün geri çevrilmesi girişimidir. Kara büyü ve ak büyü türlerini birbirinden ayıran bir başka kilit nokta ise, saldırganlık ve koruyuculuk içermeleridir. Kara büyü olarak nitelendirilen uygulamalar genel olarak saldırgan bir tutum içermektedir. Hitit yasalarından da anlaşılacağı üzere pek çok felakete davetiye çıkarmış olan kara büyüler şiddetle yasaklanmıştır. Ak büyü olarak isimlendirilen ve günümüzde de sıkça rastlamış olduğumuz büyü uygulamasında koruyucu özellik ağır basmaktadır. Ancak ak büyü de bazı sonuçlar itibariyle bir kara büyü uygulamasına dönüşebilir ve kara büyü gibi saldırgan bir tutum sergileyebilir. Hitit devrinden örnek verecek olursak düşman ordunun gücünü kırmak için yapılan ritüelde günah keçisi olarak nitelendirilen ve ritüelde kullanılan keçinin düşman ülkesine gönderilmesi saldırgan bir kara büyü çeşididir.